Atış Serbest

Sumluştıramadıklarımızdan mısınız?

Geçmişten günümüze kimlik, bir kişinin dünya üzerindeki kendi yerini tanımlamak için kullandığı sıfattır. Hepimizin dünyası farklı boyutta olsa da kimlik, bir çeşit GPS’dir ancak haritadaki değil sosyal hayattaki yerinizi gösterir.

Anlayan, bağlantıyı kuracaktır: hararet narda mıdır sacda mı derseniz ki; safımız bellidir, keramet baştadır başta. Bir de ‘kandadır kanda’ cılar vardır ki, o artık psikolojinin konusudur.

Bulunduğumuz coğrafyanın nasıl ki yaşamımız üstünde ciddi bir etkisi varsa; içinde bulunduğunuz sosyal kümenin de yaşamımız üstünde önemli bir etkisi vardır. Coğrafi olarak yer değiştirmek kimi zaman kolay kimi zaman zordur, kimi zaman mecburiyettir, ama mümkündür. Sosyal hayatta da bu böyledir hem de avcı toplayıcılıktan- kapitalizme kadar. Sonrasını yaşayarak göreceğiz.

Bir de yüzyıllardır ‘dolaşan bir hayalet’ vardır ki hayaletlere inanmıyoruz ama hayalini paylaşıyoruz.

Farklı zaman ölçekleri olsa da coğrafya nasıl zamanla değişiyor, kimliğe yüklenen anlamda zamanla değişir

Bunun bence en güzel örneği ‘tekin-tigin’dir. Prenslikten köleliğe, ya da kölelikten emirliğe = Sebüktigin? Birgün yazacağım; çok Yalçın Küçük okumadım, ama nedense dili dilim oldu.

Sanki iki farklı şeyi yan yana koyduğumu düşünebilirsiniz ama kimlik ile coğrafya arasında sıkı bir bağ vardır. Bu da başka bir yazının konusudur.

Şimdi meselemiz bir kelime üzerinden kimliğimizi tespit etmektir, artık ne kadar mümkünse.

Güzel Türkçemizin büyük milion taşı (küçüğü için bknz: Orhun Yazıtları) Dîvânu Lugâti’t-Türk’de eşsiz bir kelime geçer: sumlım سُمْلِمْ. Kelimenin geçtiği yerler sırasıyla şöyledir:

Sumlım: Sumlım tat= hiç Türkçe bilmeyen Farslı. Türkçe bilmeyen başka kimselere de “sumlım” denir. S 486.

Sumluştı: Tat kamuğ sumlışdı = Farslar kendi dillerince konuştular. Herhangi bir kimse Türkçe’den başka bir dil kullanırsa yine böyle denir. S Ⅱ 216.

Sumlıttı: … Türkçe bilmiyen kimseye “sumlım” derler, nitekim Arapların, Arapça bilmiyen kimseye “acemi” dedikleri gibi. Asıl olan budur. Arapçayı öğrense de “acemi” adı kalkmaz. Ama Türkçeyi öğrenen kimse sumlık’lıktan kurtulur. S Ⅱ 347.

Sumlıdı: Er sumlıdu = adam Türkçeden başka bir dil konuştu. (o dili konuşandan başka birisi anlamaz.) S III 298

Kaşgarlı yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor; 11.yy Türkçesi’nde, Türkçe bilmeyen kişiye ‘sumlım’ deniliyormuş. Herhangi birileri Türkçe dışında bir şey konuştuğu zaman da Türkçe konuşanlar onlara ‘sumluştı’ derlermiş. Demek ki Türkçe konuşanları tek bir küme olarak düşünürsek onun dışında kalanlar ‘sumlım’ oluyor. Kesişme kümeleri de Türkçe bilenlerin içindedir değil mi? Bunu da Kaşgarlı söylüyor: ‘Türkçeyi öğrenen kimse sumlık’tan kurtulur’.

Kaşgarlı’dan ‘bıçak gibi’ çektiğim bu ‘mısralar’ bize bir kimlik anlayışını gösteriyor.

Türk kimdir sorusunun cevabını arayanları okumaları gereken bir külliyat beklemektedir. Üstelik okuyanın pek çok farklı dile hakim olması, belli başlı konularda uzmanlığa ihtiyacı vardır. Yani zor sorudur, dolayısıyla cevabı da çoktur, üstünde anlaşılan konu da azdır.

Tarihi bakımdan Türk, kültür ve dil bağlamında anlaşılabilicek bir kavramdır. Etnisiteye dayalı Türk kimliği tarihte muhakkak vardır ancak adı ‘Türk’ müdür onu bile bilmiyoruz, ayrıca kesin olarak o ‘Türk’ bugün ki Türk değildir.

Türk tarihindeki devamlıklık ise sadece kültür (kısmen) ve dil alanındadır, siyasi devamlıklık zorlama bir görüştür. 6. yy’daki 突厥 Tujue ile 2023 yılının Türkiye’sinde şehirde yaşayan Türk arasındaki tek bağ dildir ve bu yeterlidir. Ötesini arayanlara itimat etmemeniz tavsiye edilir.

Tarih’teki Türk kavramı, gelişimi yüzlerce yıl süren, başka başka coğrafyalarda, bambaşka etnik ve kültürel gruplarla karışan, değişen, farklılaşan, bugün de farklı yerlerde farklı karşılıkları olan bir kavramdır. Bu tarihi yolcuğu boyunca özellikle Anadolu Türklüğü Gryffindor’un kılıcına benzetilebilir: kendisini güçlendirecek bazı öğeleri emmiştir. Doğu Roma’dan, İran’dan çok şey öğrenmiştir. Onların tarihi bir ölçüde bizim de tarihimiz olmuştur.

Bu noktada Kaşgarlıyı arkamıza alarak, zaten var olan görüşlere bir ‘kelimelik’ katkı sunacağız.

Kaşgarlı’nın bize öğrettiği ‘sumlım’ kelimesi, o dönemin bir bakış açısını bize sunmaktadır. Kaşgarlı ‘sumlım’ kelimesini anlatırken; Arapların, Arapça bilmeyenlere ‘acemi’ (Arapça: Arap olmayan, yabancı) dediklerini, sumlım’ında böyle bir kelime olduğunu ve Türkçe’de Türkçe konuşamayanlar için kullanıldığını yazar. Fakat çok önemli bir ayrım yapar:

Bir kişi ”Arapçayı öğrense de “acemi” adı kalkmaz. Ama Türkçeyi öğrenen kimse sumlık’lıktan kurtulur.”

İşte tarihteki Türk budur, Türkçe konuşandır: sumlık olmayandır.

2023.11.28